Dövme Deliliği ( Rastladığım bir blog )
By burku on Nov 30, 2009 | In genel | Send feedback »
Arkadaş internetteki dövme fotoğraflarını toplamış. Onları yorumlamış bir de
Hepsi dövme değil, modifiyeler de var. Süper yorumlar yapmış. Resimlere bakın ve yorumları mutlaka okuyun derim.. Beni çok güldürdü. 
Şöyle bir iki örnek aldım :


Bir süre sonra tekrar karalama başlar...
By burku on Nov 29, 2009 | In çiziktirik | Send feedback »
Sıradan bir gün..

Bu da hızlıca dünyanın en güzel hayvanı karalaması:

Mad Max ( Deli Max )
By burku on Nov 27, 2009 | In filim | Send feedback »

Mad Max Beyond Thunderdome (1985)
Üçünün de hikayesi ve yönetmenliği büyük ölçüde George Miller'a ait. Bu kadar yetenekli bir adamın bunlardan başka bomba film yapmamış olması acı verici.
Mel Gibson'u meşhur eden Avustralya'lı seridir.
Dikkat! Nasıl olmuşsa, izlemeyen olduysa ve izlemek niyetindeyse aşağıda filmlerdeki olayları kısmen de olsa anlattığımı bilmesinde fayda var.
İlki Max'in hikayesidir. Kendisi polistir. Ailesini kaybeder. İntikam alır.
İkinsicinde Max kendini yollara vurmuştur. O artık yol savaşçısıdır.[bu film aynı zamanda Road Warrior (Yol Savaşçısı) olarak da bilinmekte ] Bir grup insanı korkunç çetenin elinden kurtarır.
Üçüncüsünde Max yine yollarda gezmektedir. Bu sefer de bir şehre girer, kandırılır, kovulur.Onu kurtarıcıları zanneden bir topluluğa rastlar. Onlarla şehre gitmeye mecbur kalır ve yeraltından yeryüzüne bir kovalamacadır başlar...
Bu şekilde anlatınca film tabi ki vasat izlenimi uyandırıyor. Bu üçlemeyi sanata dönüştüren onu müthiş bir şekilde düşünüp uygulayan kişiler olmuş. Bir kere yazan adamın gelecekle ilgili öngörüsü var. Jetgiller
aldatmacasını bir kenara bırakarak, geleceğe dair sunulan en gerçekçi anlatım olsa gerek.
Gelecekte benzin ve su çok az olacak ve insanlar benzin ve suyu elde etmek için birbirlerini öldürecekler. ( İnsanların dünya kaynaklarını nasıl çılgınca ve hızla tüketmekte olduğunu hala farketmediyseniz yaşantınızı daha detaylı inceleyin. )
Bu seriyi güzel yapan, karakterler ve araçlar.

Bence şimdiye kadar hiçbir filmde bu derece iyi bir konsept oluşturulamadı.İkinci filmdeki Humungus ve onun köpeklerini hatırlıyorsanız, bir çetenin vahşetini görüntüleri, davranışları, delilikleri ile o zamanın şartlarına cuk oturtmayı nasıl başarmış olduklarını anlayacaksınız. Araç tasarımları da müthiştir.

Herşey aslında çok basit, açıktır. İnsanlık kendini bitirmiş, can çekişme aşamasına gelmiş, sadece ayakta durmaya çalışmaktadır. O kibir, hırs, o para kalmamıştır artık. Yaşama mücadelesi vardır.
Mad Max Beyond Thunderdome, Tina Turner'ın şehrin yöneticisi Auntie karakterinde oynadığı filmdir. Kendisi de zaten bu ortama uygun fantastik bir kadın. Başka bir sinema filminde oynamamıştır. Bu film diğerlerinden daha bir deli, daha bir hayalidir. Bartertown, Auntie, küçük Master ve onun eli ayağı Blaster mesela.

Max'in Thunderdome'da Blaster ile dövüşme sahnesi de ayrıca harikadır. Max şehirden kovulduktan sonra hikaye acayip bir değişime uğrar. Çölün ortasında bir vaha çıkar ortaya. Bartertown'dan sonra burası insanda cennete gelmiş hissi uyandırır. Ufak bir gölün kıyısında yaşayan ve Max'i kurtarıcı Kaptan Walker zanneden bir sürü çocuk vardır.

Olaylar gariptir ama bir mantığa oturtulmuştur.
Mad Max 4 (Fury Road) çekiliyormuş. Başrollerinde Charlize Theron ve Tom Hardy(bu kim ki?). Yönetmen yine George Miller. Bu filmdeki hatalar:
1-Mel Gibson yok.
2-Başrolde güzel bir kadın oynatmak.
Filmin adını kullanarak bir kısırdöngü yaratılmamasını umuyorum. Ama Mel Gibson'suz Mad Max mi olur yahu!! Çok ayıp!
Bu arada manyağın biri şöyle bir site yapmış. Mad Max'le ilgili neredeyse her şey var.
User Experience ( Kullanıcı Deneyimi ) Nedir?
By burku on Sep 26, 2009 | In UX ( Kulanıcı Deneyimi ) | Send feedback »
Bu şekilde çevirmemi mazur görün, başka türlüsünü düşünemedim ve bugüne kadar zaten böyle çevrilmiş. Daha iyisini bulamadım. Aslında "deneyimleme" gayet açıklayıcı.
Tasarlama, kullanılabilirlik üzerine kurulu bir eylemdir. Siz ne kadar tasarım kelimesini sadece estetikle birlikte düşünürseniz düşünün, aslında estetik, tasarımın özelliklerinden biridir. İnsanların kullandıkları herşeyin bir tasarımı var ve amaçları hayatı kolaylaştırmak. Bunun yanında da güzel görünmeliler. Etrafı güzelliklerle çevrili insanlar mutlu olur.
Tasarımın tam olarak görevini yerine getirip gelişebilmesi aşamasında "deneyimleme" işin içine giriyor.
Webde de işler aynen böyle yürüyor.
Sorular :
- Bu sitenin tasarımı iyi midir?
- Siz aptal mısınız? Bir albümü bile bulamadınız...
Çok feci birşey söyleyeyim : Kullanıcılar olmadan biz birer hiçiz ![]()
Evet, onlar için varız ![]()
Cevaplar :
- Bu sitenin tasarımı kötüdür.
- Hayır siz aptal değilsiniz. Siteyi yapan kişi "Kullanıcı Deneyimi"nden habersiz sadece...
İnternet, bilgiyle dolu olmalıdır. Onu çöple doldurmayalım.
Suçluyu gördüm, eee?
By burku on Jul 19, 2009 | In İstanbul'da hayat | 2 feedbacks »
İnsan ırkına olan tiksintim gün geçtikçe artıyor.
Sebeplerinden biri sanırım birkaç gün önce sabahın beş buçuğunda uyanıp başucumda tanımadığım bir adamla telefonumu alırken göz göze gelmiş olmam olabilir. Şuurum açılıp onun hırsız olduğunu anladığımda bu o.çocuğu insan çoktan sıvışıp gözden kaybolmuştu.
Bu hikayeyi çok fazla duydum ve evimizin ikinci katta, pencerelerimizin çürük ve açık olmasından dolayı bunun zaten beklentisi içindeydim ve yaşayacağım korkunun hötürtecek türden olacağını düşünüyordum. Bu tür korkuları olanların içlerine serin sular serpmek istiyorum: o kadar da korkutucu değil. Hatta kendinize gelip korkayım diyene kadar bu şerefsiz insanlar ortadan zaten kayboluyor.
Evet olay aynen böyle oldu... Bir anda gözlerimi açtım. Bir adam vardı, gözlerimin içine bakıyordu, yanımda sandalyede duran telefonuma uzanmıştı. Ben uykudan henüz uyanamamış olduğum için onu bir akrabam zannettim ve bizim odada ne aradığını merak ettim. Korkutucu bir tipi yoktu. Kafasında çorap falan yoktu. Sokakta yürüyen normal, temiz yüzlü diyebileceğimiz, sarışın genç bir adamdı. Yüzünde korkutucu bir ifade yoktu. Sakindi. Arkasını dönüp odadan çıktı. Tam çıktığı anda ben o sersem uykudan uyandım. "Evde bir adam var ve telefonumu aldı" diye düşündüm. O zaman kalbim küt küt attı ve Ertan'ı sarsmaya başladım. Sokak kapısının çarpma değil ama çekilme sesi duyuldu. Hemen arkasından da apartman kapısının açılması. Sadece bunlar...Ayak sesi bile yoktu... Salona koştuk. Ertan pencereden baktı. Sokak boş. Herşeyimin içinde olduğu laptop çantamın yerinde olmadığını gördüm ve hassktir dedim.
Çalınanlar:
- Laptop çantası içinde bulunan bir iki ay önce aldığımız 2,5 milyar değerindeki Toshiba laptop ve şarjı, kimlik, bankamatik ve kredi kartları, gözlüklerim, evin anahtarları vs
- Daha iki hafta önce aldığımız, ilk taksidi bile yatmamış olan çanta içinde 1 milyarlık Sony el kamerası.
- Çantasında 1,5 - 2 milyarlık Nikon D80 fotoğraf makinası
- Nokia Express Music cep telefonu ve şarjı
Nasıl olmuş:
- Pencereden demirlere tırmanarak girilmiş.
- Çanta içinde duran hafif ama değerli eşyalar alınmış. Temiz iş.
- Yatak odasına girdiğinde elleri boştu. Fark edilince hemen kaçtı. Birden fazla kişiler.
- Polislerin dediğine göre hap kullanıyorlar, böylece sakin oluyorlar.
Bir insan hangi hakla benden izinsiz benim evime girer, hangi hakla ben uykudayken benim yatak odama girer ve hangi hakla benim eşşekler gibi çalışarak kazandığım parayla aldığım eşyaları alıp götürür? Bunda şu sonuç çıkıyor : biz başkasına ait olanı çalmak varken
günde 9 saat kendimizi işyerine kapatıp boşuna helak ediyoruz.
Beni en çok sinirlendiren hiçbirşey yapamamış olmak. Ne yapsaydım da bunu önleyebilseydim diye düşünüp duruyorum ama bunun kesin bir cevabı yok.
Merak ettiklerim
- Birinci katlar güzel güzel demirlerini taktırıp güven içinde uyurken bu demirlere tırmanan bazı akrobatlar ikinci katları soysun. Bu demirler neye yaradı şimdi?
- Bir yerlerde hırsızlık meslek yüksek okulu var ve her gün yüzlerce mezun mu veriyor? Ve bu okulu kapatamıyorlar mı?
- "Dağ başımı lan burası?" Evet, dağ başı mı?
Bu tür bir olaya maruz kalanlar ne yapmalı
- Hırsızı gördüyseniz ve sizden güçlüyse bir harekette bulunmayın. Yatın zıbarın. Silahlı oldukları söyleniyor. Mantıklı da..
- Hırsızı gördüyseniz ve siz ondan güçlüyseniz, ona ne yapacaksanız yatak odası sınırları içinde yapın. Kanunlarımız evin başka bir yerinde hırsız yaralandığı taktirde ona sizden şikayetçi olma hakkı veriyormuş.
- Hemen 155'i arayıp haber verin. Gelsinler parmak izi alsınlar, olayı kaydetsinler.
- Banka kartlarınız gittiyse iptal ettirin.
- Karakola gidip ifade verin.
- Kimliğiniz çalındıysa yenisini çıkarttırın ve çalındığına dair karakoldan aldığınız tutanağı verin. Yoksa kaybettiniz diye para veriyorsunuz.
- Memlekette her işte yapmanız gerektiği gibi sağlam bir tanıdık bulun.
- Evinizi daha güvenli bir hale getirin. Pencereleri kapatın. Mümkünse kapıları pencereleri sağlamlaştırın. Evdeki diğer eşyaları almak için geri gelebiliyorlarmış.
Bu hafta resimlere bakmaya gideceğim ve teşhis etmeyi umuyorum. Eşyalardan pek umudum yok ama adamlar yakalanırsa ben daha rahat uyuyabilecek miyim? Hayır...
