Archives for: October 2008
Her tarafa burnunu sokan Google !
By burku on Oct 25, 2008 | In web tasarımı | Send feedback »
![]()
Gerçi bayat haber ama, şu Chrome işi hoşuma gitmedi açıkçası. Başımıza reklam yapabilme potansiyeli itibariyle yayılmaya çok müsait bir browser daha çıktı. Üzülmeyin arkadaşlar, Safari'ye bakarak yapmışlar
Safari'de sayfayı nasıl gösteriyorsa, onda da aynı. Bana göre arayüzü çok daha iyi. Temiz, ferah, anlaşılır, şimdilik sadece sayfa gösterdiği için gayet hızlı. Kendine çok güveniyor ki size diğer browserlarla hızını karşılaştırma imkanı bile veriyor. Hatta ilk açıldığında size en çok ziyaret ettiğiniz sayfaları ve bookmarklarınızı gösteriyor ki bu da gayet güzel bir özellik.
Google'ın mobil ortamlara da Android yazılımıyla daldığını düşünecek olursak sanırım piyasaya iki koldan saldırma planı kurmuş bunlar.
Bana göre çok fazla yayıldı ve bana ekstra iş çıkardı. Yoksa Firefox'u bırakıp Chrome kullanacağımı düşünmek bile saçma ![]()
İtalya Gezintisi - Bölüm 3
By burku on Oct 22, 2008 | In genel | Send feedback »
İtalya'da kuzeyliler ve güneyliler birbirleriyle iyi anlaşamıyormuş. Güney daha fakir olduğu için.
Napoli biraz daha dağınık bir şehir. Çok fazla trafik lambasına rastlamıyorsunuz. Yollarda motosikletlere ailece binen insanlar, ara sokaklarda evlerin karşılıklı çamaşır asmak için gerdiği ipler var. Karışıklığıyla biraz İstanbul'u andırıyor
Yaşam şartları da zormuş. Kiralar yüksekmiş.
Ama tarih her yerden fışkırıyor ve korunuyor. Sahildeki zaman içinde çeşitli hükümdarlara ev sahipliği yapmış ortaçağ kalesini gezdik. Kalenin önünde metro için kazı yaparken adamlar gene tarihi eser bulmuşlar ve hemen koruma altına alınmış.
Kalenin kapısında görüldüğü üzere saldırılardan kalan top mermileri bulunmaktadır.

Alt kattaki mahzenin üzerini kalın bir camla kaplamışlar. Üzerinde gezilebiliyor. Korkutucu ama çok da güzel. Aşağıda iskelet dolu. Kimbilir kimleri kestiler oralarda...

Napoli'den sonraki gün Roma'ya gittik . Roma daha düzenli bir şehir. Daha düzenli derken İstanbul'la karşılaştırmayın bile..
Sokakları gezerken karşınıza aşağıdaki resimdeki gibi manzaralar çıkması orada çok doğal.

Bizim şehirlerimizde böyle heykeller var mı? Olsa biz onlara şöyle davranmaz mıyız?

Roma'nın en güzel yönlerinden biri, orada Michelangelo'nun en güzel eserini görebilme imkanınızın olması. Vatikan'daki kocaman San Pietro kilisesinde Pieta var. Bu heykel İsa'nın ölü vücudunu kucağında tutan Meryem'i tasvir etmektedir. Michelangelo Meryem'in elbise kumaşındaki kıvrımlardan İsa'nın ölmüş yüz ifadesine, derisinin altından görünen damarlarına kadar göstermiş. İmzaladığı tek eseriymiş. İmzası da Meryem'in elbisesini tutan kuşağın üzerine yazdığı ismi. Ama bütün bu ayrıntıları orada görmek imkansız, heykel cam korumanın arkasında, ziyaretçilere uzak bir yerde duruyor.

Ayrıca kilise loş olduğu için çok kaliteli fotoğraf da çekilemiyor. Kiliseye girmek için sabah erken saatte bile gitseniz çok uzun kuyruklarda beklemek zorundasınız. Vatikan'a turist yağıyor. Sanırım San Pietro'da yaşadığımız en komik olay, bizim turdakilerin, fotoğraf makinası bile sokulmayan ve sadece dua etmek için girilen özel bir odaya sırf meraktan girip güya dua etmeleriydi. Ta Vatikan'da bile ne derece kural tanımaz ve saygısız insanlar olduğumuzu gösterme imkanı bulduk böylece... Hahahah..
Neden bilmiyorum Sistine şapeline gidemedik.
İtalya'da trafikte arabalar kadar motosiklet ve bisikletler de var. Yani iş kıyafetleri içinde bir kadın veya adamı motosikletin üzerinde görmek orada çok normal. Bizde millet görse garip garip bakar. "aaaa cip alacak parası yok herhalde, vah yazık!!" diye ![]()

Hah bir de bitirmeden trafikle ilgili bir ayrıntı daha aklıma geldi. İnsanlar sokakta karşıdan karşıya geçerken arabalar durup yol veriyorlar! Ne kadar ilginç değil mi?
Sonra bizi neden Avrupa Birliği'ne almıyorlarmış! Bak!
İtalya Gezintisi - Bölüm 2
By burku on Oct 3, 2008 | In genel | Send feedback »
1. bölümde Floransa'yı anlatmıştım biraz. Floransa'dan sonra Roma'ya geçtik. Roma'da şehir merkezine ortalama bir saat uzaklıkta, odalarının müstakil ev gibi olmasının dışında iyi yönü olmayan bir otele gittik. Öyle ki otelin etrafında sadece akşamları açık olan pizzacı dışında yemek bulunabilecek en yakın yer yürüyerek yarım saat uzaklıktaydı.
Ertesi gün yine sabahın köründe kalkarak Pompei'e gittik. Vezüv yanardağının patlayarak eteklerinde kurulmuş olan Pompei'in üzerini lavlarla örtmesi tarihteki en dehşet verici olaylardan biridir. Aslında dehşet verici olduğunu bilmemizin nedeni olayın 79 yılında gerçekleşmiş olması ve yaklaşık 1700 yıl sonra şehrin bozulmamış olarak tesadüfen ortaya çıkmasıdır. Bozulmamış olmasının nedeni şehrin üzerini kaplayan lavların taşlaşması ve altındakileri havadan ve nemden korumuş olmasıdır.
Yani ortada Tanrı'nın cezalandırıp taş yaptığı insanlar diye bir şey yoktur. Ölümler yanardağın patlamasından dolayı etrafa yaydığı gaz ve dumandan zehirlenerek olmuş, daha zonra da lavla kaplanmışlar, lav da kuruyup taşlaşmıştır. Cezalandırma meselesinin sözkonusu olmasının nedeni Pompei halkının cinsel sapkınlık halinde yaşadığının öne sürülmesidir. Pompei refah içinde ve zamanına göre çok gelişmiş bir yermiş. Bir şehir düşünün ki İstanbul'un şehir düzeni yanında ahır gibi kalıyor.

Adamlar su borusu döşemişler. Unutmayın ki bunlar şimdiki zamandan 2000 yıl önce oluyor. Hamamlarının duvarlarının içine gömülmüş sıcak su dolaşımını sağlayan bir çeşit kalorifer sistemleri bile var. Ekmek fırınları var, bildiğimiz fırın.. Evlerin duvarları fresklerle süslü. Tabi çoğu yerlerinden sökülmüş ve müzelere taşınmış.

Tiyatrolarını gördük. Yağışlı havalarda tiyatronun üzerini kapatıyorlarmış. Kölelik varmış.
Şehirde binlerce insan bulmuşlar. Birkaçını şehrin içinde sergiliyorlar. İlk gördüğümde itiraf etmeliyim ki çok üzüldüm. Böyle bir ölümü yaşamayı hiçkimse istemez. Bir köle elinde kemerle kalakalmış, kimbilir kaç tanesi o şekilde öldü. Köleleri evden çıkarken kaçmasın diye kemerle bağlarlarmış.

Madem bu sefa düşkünü insanlar cezalandırıldı, efendiler kaçmaya çalışırken, o evin içinde kemerle bağlanmış çırpınan zavallı kölelerin suçu neydi?
Vezüv hala aktif olan bir yanardağ. Yani her an patlayabilir. Eteklerinde yüzbinlerce insan yaşıyor. Toprağı verimliymiş. Kocaman limonlar yetişirmiş ![]()
Pompei gezimiz bir veya iki saat sürdü çünkü günün tamamı diğer ekstra Capri gezisine ayrılmıştı. Capri bir ada ve Brigitte Bardot o adanın sahilinde kapri pantolonuyla gezdiği için bu adı almış. Yani magazinsel değeri olan bir yer. Bu yüzden biz o geziyi tercih etmedik, onun yerine Napoli'de kendi başımıza takılmayı seçtik.
