Category: genel
Amsterdam Gezintisi
By burku on Dec 1, 2008 | In genel | Send feedback »
Bu yıl Avrupa'da baya tur attım. Amsterdam benim planlarımda yoktu. Şirket beni izleyici olarak (söylemesi ayıp) Nielsen Norman Group seminerine gönderdi. Bu yüzden de Amsterdam'ı gündüz gözüyle göremedim.
Bu şehirde beni en çok etkileyen, bisikletler.Her tarafta bisikletler. Herkes bisiklete biniyor. Araba az. Tren, metro var.

Her tarafta kanallar var. Gittiğimiz bir kafede fındık fareleri koşuşturuyordu. Daha sonra kaldığımız 5 yıldızlı otelin barında da fındık faresi gördüm ama garson orada fare olmadığına dair benimle inatlaştı. Umuyorum ki şu an kapan kurmaktan deliriyor olsun! Otel demişken, yemekler berbattı. Hem de tonla para alıyorlar.
Amsterdam'da her çeşit yemek bulabilmeniz mümkün. Meksika, İtalyan, Tayvan, Hint restoranlarında yemek yedim. Genelde idare eder ama Hint yemekleri çok feci. Pahalı ve hayatımda yediğim (aslında yiyemediğim) en kötü yemekler.
Türk yemekleri hepsinden güzel. Hollanda'nın peynirleri meşhur ama bizim kaşarın yanında onlarınki vasat kalıyor.
Amsterdam'ın tam ortasında Red Light (Kırmızı ışık) diye bir bölge var. Genelevlerin, s.x dükkanlarının ve bu tür faaliyetlerin süregeldiği klüplerin bulunduğu bir yer. Gayet turistik bir mekan. Merakla etrafa bakınarak gezen bir sürü insan var.
Herkesin merak ettiği konu olan esrar tüketimi de öyle sokağın ortasında yapılmıyor. Seyrek olmamakla beraber genellikle girişlerinde yeşil ışıklı yazılar bulunan kafelerde çeşitli otlar bulmak mümkün. Hatta satış yapan dükkanlar da var.
Sokağın ortasına telefon kulübesi gibi açık pisuvar koymuşlar.
Binalar eski. Tarihlerini bozmamışlar.
Turizm anlayışları ve yaşam tarzları her ne kadar bizim millete ters gibi görünse de, biliyor musunuz, sokakta yürürken kimse gözünü dikip aç veya suçlayıcı gözlerle size bakmıyor
Evet bize ters!...
İtalya Gezintisi - Bölüm 3
By burku on Oct 22, 2008 | In genel | Send feedback »
İtalya'da kuzeyliler ve güneyliler birbirleriyle iyi anlaşamıyormuş. Güney daha fakir olduğu için.
Napoli biraz daha dağınık bir şehir. Çok fazla trafik lambasına rastlamıyorsunuz. Yollarda motosikletlere ailece binen insanlar, ara sokaklarda evlerin karşılıklı çamaşır asmak için gerdiği ipler var. Karışıklığıyla biraz İstanbul'u andırıyor
Yaşam şartları da zormuş. Kiralar yüksekmiş.
Ama tarih her yerden fışkırıyor ve korunuyor. Sahildeki zaman içinde çeşitli hükümdarlara ev sahipliği yapmış ortaçağ kalesini gezdik. Kalenin önünde metro için kazı yaparken adamlar gene tarihi eser bulmuşlar ve hemen koruma altına alınmış.
Kalenin kapısında görüldüğü üzere saldırılardan kalan top mermileri bulunmaktadır.

Alt kattaki mahzenin üzerini kalın bir camla kaplamışlar. Üzerinde gezilebiliyor. Korkutucu ama çok da güzel. Aşağıda iskelet dolu. Kimbilir kimleri kestiler oralarda...

Napoli'den sonraki gün Roma'ya gittik . Roma daha düzenli bir şehir. Daha düzenli derken İstanbul'la karşılaştırmayın bile..
Sokakları gezerken karşınıza aşağıdaki resimdeki gibi manzaralar çıkması orada çok doğal.

Bizim şehirlerimizde böyle heykeller var mı? Olsa biz onlara şöyle davranmaz mıyız?

Roma'nın en güzel yönlerinden biri, orada Michelangelo'nun en güzel eserini görebilme imkanınızın olması. Vatikan'daki kocaman San Pietro kilisesinde Pieta var. Bu heykel İsa'nın ölü vücudunu kucağında tutan Meryem'i tasvir etmektedir. Michelangelo Meryem'in elbise kumaşındaki kıvrımlardan İsa'nın ölmüş yüz ifadesine, derisinin altından görünen damarlarına kadar göstermiş. İmzaladığı tek eseriymiş. İmzası da Meryem'in elbisesini tutan kuşağın üzerine yazdığı ismi. Ama bütün bu ayrıntıları orada görmek imkansız, heykel cam korumanın arkasında, ziyaretçilere uzak bir yerde duruyor.

Ayrıca kilise loş olduğu için çok kaliteli fotoğraf da çekilemiyor. Kiliseye girmek için sabah erken saatte bile gitseniz çok uzun kuyruklarda beklemek zorundasınız. Vatikan'a turist yağıyor. Sanırım San Pietro'da yaşadığımız en komik olay, bizim turdakilerin, fotoğraf makinası bile sokulmayan ve sadece dua etmek için girilen özel bir odaya sırf meraktan girip güya dua etmeleriydi. Ta Vatikan'da bile ne derece kural tanımaz ve saygısız insanlar olduğumuzu gösterme imkanı bulduk böylece... Hahahah..
Neden bilmiyorum Sistine şapeline gidemedik.
İtalya'da trafikte arabalar kadar motosiklet ve bisikletler de var. Yani iş kıyafetleri içinde bir kadın veya adamı motosikletin üzerinde görmek orada çok normal. Bizde millet görse garip garip bakar. "aaaa cip alacak parası yok herhalde, vah yazık!!" diye ![]()

Hah bir de bitirmeden trafikle ilgili bir ayrıntı daha aklıma geldi. İnsanlar sokakta karşıdan karşıya geçerken arabalar durup yol veriyorlar! Ne kadar ilginç değil mi?
Sonra bizi neden Avrupa Birliği'ne almıyorlarmış! Bak!
İtalya Gezintisi - Bölüm 2
By burku on Oct 3, 2008 | In genel | Send feedback »
1. bölümde Floransa'yı anlatmıştım biraz. Floransa'dan sonra Roma'ya geçtik. Roma'da şehir merkezine ortalama bir saat uzaklıkta, odalarının müstakil ev gibi olmasının dışında iyi yönü olmayan bir otele gittik. Öyle ki otelin etrafında sadece akşamları açık olan pizzacı dışında yemek bulunabilecek en yakın yer yürüyerek yarım saat uzaklıktaydı.
Ertesi gün yine sabahın köründe kalkarak Pompei'e gittik. Vezüv yanardağının patlayarak eteklerinde kurulmuş olan Pompei'in üzerini lavlarla örtmesi tarihteki en dehşet verici olaylardan biridir. Aslında dehşet verici olduğunu bilmemizin nedeni olayın 79 yılında gerçekleşmiş olması ve yaklaşık 1700 yıl sonra şehrin bozulmamış olarak tesadüfen ortaya çıkmasıdır. Bozulmamış olmasının nedeni şehrin üzerini kaplayan lavların taşlaşması ve altındakileri havadan ve nemden korumuş olmasıdır.
Yani ortada Tanrı'nın cezalandırıp taş yaptığı insanlar diye bir şey yoktur. Ölümler yanardağın patlamasından dolayı etrafa yaydığı gaz ve dumandan zehirlenerek olmuş, daha zonra da lavla kaplanmışlar, lav da kuruyup taşlaşmıştır. Cezalandırma meselesinin sözkonusu olmasının nedeni Pompei halkının cinsel sapkınlık halinde yaşadığının öne sürülmesidir. Pompei refah içinde ve zamanına göre çok gelişmiş bir yermiş. Bir şehir düşünün ki İstanbul'un şehir düzeni yanında ahır gibi kalıyor.

Adamlar su borusu döşemişler. Unutmayın ki bunlar şimdiki zamandan 2000 yıl önce oluyor. Hamamlarının duvarlarının içine gömülmüş sıcak su dolaşımını sağlayan bir çeşit kalorifer sistemleri bile var. Ekmek fırınları var, bildiğimiz fırın.. Evlerin duvarları fresklerle süslü. Tabi çoğu yerlerinden sökülmüş ve müzelere taşınmış.

Tiyatrolarını gördük. Yağışlı havalarda tiyatronun üzerini kapatıyorlarmış. Kölelik varmış.
Şehirde binlerce insan bulmuşlar. Birkaçını şehrin içinde sergiliyorlar. İlk gördüğümde itiraf etmeliyim ki çok üzüldüm. Böyle bir ölümü yaşamayı hiçkimse istemez. Bir köle elinde kemerle kalakalmış, kimbilir kaç tanesi o şekilde öldü. Köleleri evden çıkarken kaçmasın diye kemerle bağlarlarmış.

Madem bu sefa düşkünü insanlar cezalandırıldı, efendiler kaçmaya çalışırken, o evin içinde kemerle bağlanmış çırpınan zavallı kölelerin suçu neydi?
Vezüv hala aktif olan bir yanardağ. Yani her an patlayabilir. Eteklerinde yüzbinlerce insan yaşıyor. Toprağı verimliymiş. Kocaman limonlar yetişirmiş ![]()
Pompei gezimiz bir veya iki saat sürdü çünkü günün tamamı diğer ekstra Capri gezisine ayrılmıştı. Capri bir ada ve Brigitte Bardot o adanın sahilinde kapri pantolonuyla gezdiği için bu adı almış. Yani magazinsel değeri olan bir yer. Bu yüzden biz o geziyi tercih etmedik, onun yerine Napoli'de kendi başımıza takılmayı seçtik.
İtalya Gezintisi - Bölüm 1
By burku on Sep 23, 2008 | In genel | Send feedback »
Tur şirketiyle İtalya'ya gittik.
Buradaki işlemlerden bahsedeyim...
Öncelikle pasaportunuz olmalı. Vakti geçmişse uzatmalısınız. Pasaportla ilgili her türlü işlemi emniyette yapıyorsunuz.
Biz Barbaros'ta önümüze çıkan Jolly Tur'la gittik. Vize işlemlerini onlara bıraktık. Bize üzerinde tamamlamamız gereken belgeler yazan bir kağıt verdiler. Çalıştığımız şirketlerden bir sürü belge. Banka hesaplarımızın dökümüne kadar her şeyi götürdük. Bunun için iki üç git gel yapmamız gerekti. Çünkü tur şirketinde çalışanlar belgelerin neler olması gerektiğini tam olarak bilmiyor. Konsolosluktaki adamlarına gönderiyorlar, onlar eksik var derse arayıp söylüyorlar. Vizeyi almaya gittiğimizde de turun adamını kapıda beklemek zorunda kaldık. Hatta havaalanında bile turun adamını bekledik.
Tur şirketinin ayarladığı en iyi kişi rehberimizdi. Sokakları karış karış bilen ve tarihi yalamış yutmuş bir insan, Tülin Hanım..
Turla seyahat etmek dayanıklılık testi gibi birşey. Neredeyse üç günümüz otobüsle yollarda geçti. Sabahın köründe kalk, sonra haldır huldur oradan oraya koş, saatlerce sokaklarda yürü, gez.
Uçakla Slovenya'ya gidip oradan İtalya'ya girdik. Tüm gün otobüsle güneye gittik. İlk durduğumuz yer Floransa oldu. Floransa'nın bir kazası olan Montecatini'de gece ölü gibi uyuduk.

Yorgunluktan akşamki Pizza turuna katılamadık.
Bu arada turun sadece rezervasyon yaptırırken ödediğiniz paradan ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ekstra denilen gezintiler oluyor. Adından da anlaşılacağı gibi bunlardan ekstra para alınıyor.
Sabah kalkıp Floransa'nın merkezine gittik. İtalya'nın sanat çılgınlığını görmeye oradan başladık. Adamlar yüzyıllardır hiç bir eseri ellememiş, bozmamış, özenle korumuş. Her köşede binlerce turist. Turizmden para basıyorlar.

Eserlerin çoğunu müzelerde saklıyorlar, meydanlara da kopyalarını yerleştiriyorlar. Michelangelo'nun Davut heykeli gibi...

Bir sokak var, sağlı sollu kolonlarda İtalyan sanatçı, filozof, bilim adamı heykeli...Buyrun bu da büyük insan Michelangelo...

Sokağın ortasında yerlere şu şekilde resim yapan insanlar var. Taksimin ortasında böyle bir kızın yere resim yaptığını düşünün, kaç tane adam etrafında cep telefonuyla orasının burasının fotoğrafını çeker, başına neler gelir sizce?...

Aşağıda gördüğünüz heykel değil, insan. Kıpırdamadan - arada tabiki pozisyon değiştirerek - birkaç saat duruyorlar. Kutularına para atarsanız sizinle birlikte fotoğraf makinesine poz veriyolarlar.

Ertesi gün müze şehir Siena'ya gittik. İnsanı aptallaştıracak derecede ayrıntı barındıran dev gotik yapılar var. Santimetreyi bile boşa harcamamışlar.

Siena'da her yıl bizdeki cirite benzer bir oyun oynanırmış. Halk mahallelere göre bölgelere ayrılmış. Salyangozlar, kaplumbağalar gibi isimleri var. Bu bölgeler kendi aralarında Siena'nın koskoca meydanında atlarla bu oyunu oynar, kazanan da şenlikler yapar, o yılın şampiyonu olurmuş. Oyunun adı da yabancı değil, Palio...

Sırada Pompei, Napoli, Roma, Venedik ve Lubliana var. Önce kısa bir ara...
Babazula baba bişey
By burku on Apr 27, 2008 | In genel | Send feedback »

24 Nisan 08'de Babylon'da Babazula konserine gittim. Abartmak gibi olmasın ama ömrümde gördüğüm en güzel şeylerden biriydi. Hele hele izlediğim her türlü konserden iyiydi.

Bu adamların yaptığını anlatmak biraz zor. Aklıma gelen kelimeleri söyleyim. Elektronik bağlama, ziller, darbuka,acayip oynayan iki oryantal, saykodelik bişeyler, Türk bişeyler, pırasadan, limondan, Büyük İskender'den bahseden, babamız bizi sevmedi, çirkiniz gibi laflar eden bi adam(ki ben söylediği çoğu sözü ve yaptığı hareketi anlamlı buldum -fanıyım ben onun hahayt- ), laptoptan çizdikleri projektörle duvara yansıyan bi kadın ...
Hastasıyım, saygılar...
